Classe + Preparazione + Atletica + Intelligenza = Scudetto
26 Ekim 2012 Cuma
Enke'nin de katili Selçuk Sahin
Selçuk Şahin'in ilk 11'de oynadığı her karşılaşmanın ertesini birileri bir şekilde İstanbulspor maçının sonuna çevirmeyi başarıyor. Artık konu 'Selçuk iyi futbolcu mu değil mi?' tartışmasını çoktan geçti. Hangimiz daha iyi vuracak yarışmasına evrildi, twitter da bunun en büyük sahnesi.
Mesela bu yarışmanın klasikleri var. 'Selçuk Şahin'i izliyorum gözlerim kapalı' tweeti örneğin. RT garanti fav ekstrası, hürriyet.com.tr bunu haberine taşımış adamın nicki ile bu da bonusu. Bunun aynısının öznesi Sabri olanını da okumuştum bu da gereksiz bilgi olsun.
İşler bazen öyle boyutlara geliyor ki neredeyse Enke'nin intiharını Selçuk'un pas hatasına bağlayacaklarından korkuyorum. O pas hatasını yapmasaydı, Enke Fenerbahçe'de kalırdı, burada boğaza karşı yaşar depresyona girmezdi.
Onlar İstanbulspor maçını ben Kayserispor'a Saracoğlu'nda 4-1 kaybettiğimiz maçı unutamam. Fenerbahçe taraftarı rakip takımın paslarına oley çekiyor. Selçuk Şahin duruma isyan edip bir anda prese başladı ve topu kazandı. Faulle karışık sert müdahalesine hakem düdük çalmadığında tribünlerin de sesi kesildi.
Sıra Selçuk'a geldi, dönüp tribünü alkışladı ve oyununa devam etti. Maç sonuna kadar doğruları, yanlışları, pas hataları da oldu ama kimse son düdük ve sonrasında Selçuk'u ıslıklayamadı. O gün o tribünde Kayserispor paslarına oley çeken adam bugün tweet atıyor. Zaten futbol artık 2 kale, 22 futbolcu, 6 hakem ve tweetlerle oynanıyor.
Dokuz yıldır bu takım ne zaman ona ihtiyaç duysa sahada olan ve dik duran bir adamı yığınların anlamasını beklemiyorum. Onlar futbolu başka ben başka seviyorum, onlar başka şeyin peşinde ben başka.
Bazen kafam karışıyor... Bu futbol, top Selçuk'a geldiği zaman mı sadece futbol? Yoksa sadece Kuyt'ın ayağında olduğu zaman mı futbol sadece futbol değil? Bırakın artık şu İstanbulspor maçını da bana iki defa fıtık ameliyatı sonrasında nasıl futbola tutunduğunu anlatın Selçuk Şahin'in.
19 Ekim 2012 Cuma
Fenerbahçe üçlü savunma oynasın
Fenerbahçe'nin Bursa deplasmanından oynamayacak adamları Raul Meireles, Gökhan Gönül, Yobo, Mehmet Topal, Mehmet Topuz ve Orhan Şam. Alex'in ayrılışının ardından sahada olduğumuz 180 dakikada net bir 4-3-3 ile oynadık. Maçların kırılma anlarında şansımızın da yanımızda olması ile bu sistemden epey verim aldık.
Bu hafta ise bu kadar eksik varken başka bir şey denenebilir. Aslında ben bunu epeydir kafamda kuruyorum da takımı yönetmediğimden kafamda kalıyor bu diziliş. 3-4-3 benim sevdiğim ve birçok nedenden dolayı da Fenerbahçe'ye yakıştırdığım bir sistem.
Bu diziliş bu akşam solda Caner-Stoch sağda da Krasic-Kuyt ikilisini daha önde kullanabiliriz. Savunmanın önünde çokça da arasında dolaşan bir Selçuk gerçeğinin de verimi artabilir.
Artıları gibi birçok da eksisi var farkındayım bu sistemin. Tabii ki FM oynamıyoruz, adamları pozisyonlarına yazıp oklarını çektiğimizde sorunlar çözülmüyor. Üçlü savunma epey bir emek istiyor, deneme gerekiyor ve bunun yanında orta saha ve savunma oyuncularının pozisyon bilgilerinin yüksek olması gerekiyor.
Benden başka birilerinin de aklından geçmiş midir, yoksa sadece bana mı mantıklı geliyor? Şu noktada en büyük merakım bu. Belki Aykut Kocaman'ın da aklının ucundan geçmiştir.
Yine kimi kelepçeledin Kazım?
Futbolcu yetiştiremiyoruz, kendimizi geliştiremiyoruz, Akhisar'a iki gol atan kendini kral sanıyor (Stancu Akhisar'a iki gol atarsa büyük goygoy var) ama dışarıya çıkınca öyle olmuyor. Avrupa'ya çıktığımızda halimiz belli. Bunlar favori açıklamalarım hafta boyunca not aldığım.
Ben bu tartışmaların arasına bir adamı daha eklemek istiyorum. Birisi adını söyledi de ben kaçırdıysam kusura bakmasın. Colin Kazım Richards neden artık Türk Milli Takımı'nın kadrosunda yer almıyor? Baktım bir sakatlığı varmış atlatmış adam son iki maçta da sahada yerini almış. Ne oldu neden vazgeçti göreve yeni gelenler bu adamdan?
Haberimiz olmadan birilerini mi kelepçeledi Kazım Kazım? Bir şey var bu adamda çözemediğim, hep buna kesiliyor fatura. Şimdilik burada kalsın diye yazdım daha fazla araştırmak gerek belki de kendisi ile konuşuruz belli mi olur.
Yaz bitti
Benim için kış geldi artık. Annemle babamın yazlıktan dönüşü ile birlikte evdeki kişi sayısı dört. Ailem dert değil bu zamana kadar hiç de anne ve baba olmadılar daha fazlasını verdiler bana, dost oldular. Her kararı benim almama izin verdiler, yanlışlarımdan sonra biz demiştik konuşması dinletmediler. Annem kendi doğrularına yönlendirmek için alttan alttan ince dokunuşlar yapmadı dersem yalan söylerim de o kadarı da olsun artık.
Neyse asıl meseleye geri dönelim. Daha gelişlerinin üçüncü günü bitmeden sadece bugün sabah kapının zili dört defa çaldı. Saat daha 13:18 benim gibi onları özleyenler sıraya girmiş olmalı. Bu kapı zili olayı ilerleyen günlerde azalacak da bu sefer telefon çalacak. Şu hayatta en sevmediğim şey belki de ev telefonunun çalması. Sanki hep kötü haber verecekmiş gibi geliyor.
Son zamanlarda kendime çıkardığım yeni sorun da bu, etraf çok kalabalıklaşıyor. Ne zaman girdi bu kadar insan hayatıma. 2 sene önce tanıştığım benden çok uzak bir adamla bugün ortak arkadaş sayım 75 olmuş. Sabah akşam konuştuğum 100'den fazla yeni insan var hayatımda. Benim kim olduğumu da pek bilmeyen insanlar bunlar.
Çevreme eskiden mahalle-okul yön verirdi. Buralardan gördüğümüz kızlara aşık olur, oraladardaki dostlarla yer içer top oynardık. Şimdi twitter aldı var, hepsini geride bıraktı. Çok güzel insanlarla tanıştırdı beni yalan değil de biraz fazla kalabalık olmadık mı?
İnsan kendi sesini dıuyamaz oluyor bazen, bir olay yaşandığında fikrini yazıyorsun. Ardından bombardıman. 140 karakterle derdini anlatmayı da iyiden iyiye öğrendi insanlar. Eskiden bu kadar az kelimeyle bu kadar çok sıkıntı da anlatamazlardı. İyiye mi gidiyor kötüye mi bilemiyorum, sorgulamıyorum da. Şimdilik şikayetçiyim, yalnız kaldığımda desteklerim.
Annem sesleniyor bakkala git hadi kahve al diyor. Anne ben büyüdüm dediğimde ben de yaşlandım diye cevaplıyor. Ben de yaşlandım diye dönüyorum kahveyi hala sen aldığına göre gençsin diye veriyor gazı.
Annemi seviyorum, babamı, ablamı, dostlarımı da seviyorum. Ama bazen odamda kış uykusuna yatmak istiyorum. Bugün de o günlerden biri, işe gitmemle son bulacak olan her zamanki günlerden biri
Neyse asıl meseleye geri dönelim. Daha gelişlerinin üçüncü günü bitmeden sadece bugün sabah kapının zili dört defa çaldı. Saat daha 13:18 benim gibi onları özleyenler sıraya girmiş olmalı. Bu kapı zili olayı ilerleyen günlerde azalacak da bu sefer telefon çalacak. Şu hayatta en sevmediğim şey belki de ev telefonunun çalması. Sanki hep kötü haber verecekmiş gibi geliyor.
Son zamanlarda kendime çıkardığım yeni sorun da bu, etraf çok kalabalıklaşıyor. Ne zaman girdi bu kadar insan hayatıma. 2 sene önce tanıştığım benden çok uzak bir adamla bugün ortak arkadaş sayım 75 olmuş. Sabah akşam konuştuğum 100'den fazla yeni insan var hayatımda. Benim kim olduğumu da pek bilmeyen insanlar bunlar.
Çevreme eskiden mahalle-okul yön verirdi. Buralardan gördüğümüz kızlara aşık olur, oraladardaki dostlarla yer içer top oynardık. Şimdi twitter aldı var, hepsini geride bıraktı. Çok güzel insanlarla tanıştırdı beni yalan değil de biraz fazla kalabalık olmadık mı?
İnsan kendi sesini dıuyamaz oluyor bazen, bir olay yaşandığında fikrini yazıyorsun. Ardından bombardıman. 140 karakterle derdini anlatmayı da iyiden iyiye öğrendi insanlar. Eskiden bu kadar az kelimeyle bu kadar çok sıkıntı da anlatamazlardı. İyiye mi gidiyor kötüye mi bilemiyorum, sorgulamıyorum da. Şimdilik şikayetçiyim, yalnız kaldığımda desteklerim.
Annem sesleniyor bakkala git hadi kahve al diyor. Anne ben büyüdüm dediğimde ben de yaşlandım diye cevaplıyor. Ben de yaşlandım diye dönüyorum kahveyi hala sen aldığına göre gençsin diye veriyor gazı.
Annemi seviyorum, babamı, ablamı, dostlarımı da seviyorum. Ama bazen odamda kış uykusuna yatmak istiyorum. Bugün de o günlerden biri, işe gitmemle son bulacak olan her zamanki günlerden biri
1 Eylül 2012 Cumartesi
Zor ulan taraftar olmak!
Bazı ayrılıklar kaçınılmazdır, hele ki futbolsa mevzu bahis.
Benim yaşımdaki bir Inter taraftarının görüp görebileceği en güzel yıllara imzasını atanlar ayrılmaya devam ediyorlar takımdan.
Eto'o'nun satılması, Thiago Motta'nın sessizce gitmesi, Stankovic'in vedası ardından Lucio'nun sözleşmesinin feshedilmesi. Sonrasında da beklenen ve dün açıklanan Cesar ve Maicon'un vedaları.
Kulübün geleceği için hayırlı olan ayrılıklar bunlar da taraftar olunca o kadar kolay olmuyor. Şampiyonlar Ligi'nin kazanıldığı yolda Barcelona deplasmanı 10 kişiyiz ve dünyanın en iyi sol beki benim için Eto'o, Cesar'ın Messi'nin şutunu çıkarışı, Maicon'un Chelsea önünde Drogba'nın şutuna kendini siper edişi, Stankovic'in Dinamo'ya attığı beraberlik golü, Materazzi ile Mourinho'nun finalin ardından sarılıp ağlaması...
Geriye kalanlar en başta kaptan Javier Zanetti, Milito, Sneijder, Cambiasso, Samuel, Chivu, Cordoba.Onların da bırakması çok uzak değil. Alışmak alıştırmak lazım kendini
Unutmamak gerekli de yenilere de yer açmalı kalpte, bu da böyle bir aşk işte. Kolay değil, bir takıma sevdalanmak. Her sezonun sonunda bir sevdiğine veda edip tek aşkının yanında kalmak...
Hep tercihlerle, kavgalarla ayakta kalan bir aşk hikayesi taraftar olmak. Zor gerçekten de zor...
Geriye bakmak daha da zor. Kupaları görmesi güzel de arkası hep ayrılıklarla dolu. Recoba, Ronaldo, Ibrahimovic, Batistuta, Zamorano, Vieri, Crespo, Diego Simeone, Seedorf, Adriano, Martins, Djorkaeff, Almeyda, Mihajlovic...
C'è solo l'Inter, per me, solo l'Inter, C'è solo l'Inter, per me
(There is only Inter, for me, only the Inter, There is only Inter, for me)
E' vero, ci sono cose piu' importanti
di calciatori e di cantanti
ma dimmi cosa c'è di meglio
di una continua sofferenza
per arrivare alla vittoria
ma poi non rompermi i coglioni
per me c'è solo l'Inter
A me che sono innamorato
non venite a raccontare
quello che l'Inter deve fare
perchè per noi niente è mai normale
nè sconfitta nè vittoria
che tanto è sempre la stessa storia
un'ora e mezza senza fiato
perchè c'è solo l'Inter
C'è solo l'Inter, per me, solo l'Inter
C'è solo l'Inter, per me
No, non puoi cambiare la bandiera
e la maglia nerazzurra
dei campioni del passato
che poi è la stessa
di quelli del presente
io da loro voglio orgoglio
per la squadra di Milano
perchè c'è solo l'Inter
E mi torna ancora in mente l'avvocato Prisco
lui diceva che la serie A è nel nostro dna
io non rubo il campionato
ed in serie B non son mai stato
C'è solo l'Inter, per me, solo l'Inter
C'è solo l'Inter, per me, per me
C'è solo l'Inter, c'è solo l'Inter,
c'è solo l'Inter, per me
29 Ağustos 2012 Çarşamba
Ben de kırgınım...
28/07/2010 Youn Boys-Fenerbahçe: 2-2
04/08/2010 Fenerbahçe-Young Boys: 0-1
19/08/2010 PAOK-Fenerbahçe: 1-0
26/08/2010 Fenerbahçe-PAOK: 1-1
17/03/2012 Fenerbahçe-Galatasaray: 2-2
12/05/2012 Fenerbahçe-Galatasaray: 0-0
Ben de çok kırgınım Aykut Kocaman. Şu yukarıdaki maçları da geçtim ki geçmesi o kadar da kolay değil, Alex’i her fırsatta böyle ortaya attığın için de kırgınım.
Sportif Direktör olarak başladığın görevinde sezon açılışında izinli olan Alex için “Kaptan takımının başında olur” demiştin ardından da teknik direktörlüğe başladığın da “Alex ile kaç şampiyonluk yaşandı” diye devam ettin. Bu sezonun başında da Alex’in kariyerinin sonuna geldiği ve artık Alex’siz bir takıma hazır olunması gerektiğini söyledin. Bir laf ettin ama sonrasında ne bizi ne Alex’i hazırladın.
16/05/1992’de Fenerbahçe taraftarı tribünde iki futbolcu için girmişti birbirine biri Aykut Kocaman diğeri de Tanju Çolak, konu gol krallığı. Tanju ile sezon boyunca yarışan Aykut Kocaman tacını, Beşiktaş da şampiyonluğu kazandı sonunda.
16 Haziran 2012 Cumartesi
Bugün günlerden Fenerbahçe
Tam 30 yıl bir hafta önce bu saatlerde doğmuşum. Bir hafta sonra sonra 30 yaşına basmış olucam. 30 senenin özetini yazma niyetinde değilim zaten bunu da yapacak hafızaya sahip değilim. Neler yaptığımı kendi kendime soruyorum bazen herkes gibi, cevabı ise sevdiğim şeyleri kovalamışım ki bu kadar hızlı geçmiş oluyor. Veya en mantıklı cevap olduğundan hep bunu tekrarlıyorum.
Şimdi de mutluyum çünkü en büyük sevdam, futbolun peşinde koşup para kazanıyorum. Ne zaman düştüm içine hatırlamıyorum ama ilk maçımı hiç unutamıyorum. 18.10.1987 Fenerbahçe Stadı'ndayım rakip Sarıyer. Sonuç 4-1, Sarıyer galip. Yediğimiz dört gol de gözümün önünde ama Fenerbahçe'nin golü yok hafızamda sadece sesi var Arif Amcam erken çıkarttığından bizi stattan golün sevincini Söğütlüçeşme Tren İstasyonu'ndan duyuyorum. Çoçuk aklı işte ilk yeminimi de o zaman ediyorum bir daha maç bitene kadar çıkmayacağım diyorum...
O sezondan başka hatıram yok sonraki yıl ise şiir gibi, aynı Oğuz-Rıdvan-Aykut gibi. Sarıyer'i yeniyoruz yanlışım yoksa sırf Sarıyer olduğundan belki de öyle geliyor bana ama işte şampiyonuz onu biliyorum. O güne kadar şampiyon olmak nasıl bir şey onu bilmiyorum da aslında, öğreniyorum. Giydiriyorlar Rıdvan formamı caddeye götürüyorlar o zaman anlıyorum şampiyonluğun ne olduğunu ne hissettirdiğini, o gün idrak ediyorum artık Fenerbahçeli olduğumu. Yanımda ailemden kimse yok, annem benden sonra benim için Fenerli oluyor, babam, amcalarım, dayılarım hep Galatasaraylı. Tanımadığım insanların arasında da mutluyum, onların yeni ailem olduğunu hissediyorum.
Bugün üzerime Rıdvan forması giydiren komşumuz Arif Amca yok, seneler önce aramızdan ayrıldığından. Bugün başkaları var hatta daha hiç tanışmadıklarım. 4-5 saat sonra toplanıp kombine alacağız, beraber sevinip beraber üzüleceğiz. Aile olmanın keyfine varacağız. Bugün günlerden Fenerbahçe, ilk seferki gibi heyecanlı. Bugün günlerden Fenerbahçe her zamanki gibi keyifli.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






