Classe + Preparazione + Atletica + Intelligenza = Scudetto

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Teşekkür ederim aşkım...



İlk tanıştığımızda "Bak çocuk sana bela olurum" dediğinde çok gülmüştüm. Neredeyse 7 sene geçmesine rağmen üzerinden, hiç değişmedi o sözün bendeki etkisi. Aşkı hep bela olarak gördüm. Belki Hande bana aşkı "Bela olurum" diye anlattığındandır kim bilir.

Aşk bir bela gibidir onu yaşayan için. Hayatını yaşamaya engel, seni sen olmaktan çıkartan bir duygu diye size de anlatmışlardır aşkı. Vardır elbet dostlarınız birine aşık olup kendini kaybeden. Yapmayacakları şeyleri sonunu düşünmeden yapar hale gelen.

Ben de farklı değilim sizin gibi aşkın hep kötüsünü gördüm, okudum, izledim. Kalbi kırılanların anlattıklarını dinleyince korktum. Aşık olduğumda onu nasıl üzdüğümü, canından can aldığımı hatırladım.  Geçirdiğimiz her güzel dakika araya giren yılların etkisinden mi, seni seviyorum diyemediğimizden mi, uzayan kavgalarımızdan mıdır, hatırlayamıyorum. Ama kaybolup gittiğimi biliyorum ve pişmanım.

İnsan etrafında hep acıyı görüyor, mutluluğa denk gelince bende neden yok demekten kendini alamayınca güzeli fark etmiyor. İnsan olmanın doğası korkularımız önümüzdekinin kıymetini anlamamıza engel oluyor.

İşin gerçeği aşk gerçekten büyük bir bela. Artık sadece kendiniz değilsiniz bir de sevdiğiniz var düşünmeniz gereken. Sabah kalkarken akşam yatarken mutlu mu şimdi diye aklınızdan geçirdiğiniz öteki yarınız var. Size kolay olacağını söylemeyeceğim çünkü büyük bir yalan!Ama bilin ki çok güzel. Yeter ki doğru insanı bulacak ve birlikte hayal kuracak kadar şanslı olun benim gibi...

Baktığımda gözbebeklerinin titrediğini izlemeyi seviyorum örneğin. "Alev alev  yanan gözleriyle beni bir pervane gibi sevecek diyorum kendi kendime... Her yaşanana rağmen etrafımda dönmekten vazgeçmeyecek. Asla benden başkasını tekrar sevmeyecek. Tıpkı benim gibi. Her gözlerinin içine baktığımda görebiliyorum bana olan aşkını ve gözlerine kilitlendiğimde bir başkasının bana asla böyle bakmayacağını hissedebiliyorum."

Sırf bu yüzden ben gözlerimi gözlerinden alamıyorum Hande'nin. Çünkü bana baktığında bu dünya daha güzel bir yer, ben daha iyi bir insan, arkadaşlarım  beni daha çok seviyor, ailem mutlu, sevdiklerim huzurlu. Zeki Müren'in söylediği gibi işte yeniden yazmaya gerek yok, "Her akşam güneşin battığı yerden gözlerin doğuyor gecelerime..."

Teşekkür ederim aşkım, ben aşktan vazgeçtiğimde bile beni bırakmadığın, bana olan aşkından hiç vazgeçmediğin için... Seni seviyorum, beni daha iyi biri yaptığın için...

8 Şubat 2013 Cuma

Günaydın



Dağınıklık. 30 senedir en istikrarlı olduğum konu. Hatta annemin sözünden çıkmadığım yılları saymazsak en başarılı olduğum alan.

Atilla odan çok dağınık diye söyleniyor annem bazen. Anne bırak odayı hayatım darmadağın diyemiyorum ki üzülmesin. O beni işine gidip gelen, Fenerbahçe kaybedince üzülen, arkadaşları ile dışarı çıkınca sevinen, yakın zamanda evlenip ona torun sevdirecek biricik oğlu olarak görüyor.

Yıkmaya gerek yok onun da hayallerini, zaten yeteri kadar dağınıklık var bir de bunları dökmeyelim şimdi odaya. Haklısın anne, katlıyorum tshirtleri, çoraplarımı da atacağım hemen kirlilerin arasına.

İşin içine anne girince dağılıyor insan. Biraz da onu mutlu edebilmek için toparlamaya başlıyorum etrafı. Lazım olanları yakınıma diziyorum, zarar verenleri kapının önüne koymak yeterli annem alır çöpe atar nasıl olsa. Sorunları çözmek yerine rafa kaldır, olmadı halının altına süpür. Gözden uzak gönülden, annemden saklayabilirsem ben bile unuturum orada olduklarını. Böylesi daha mı iyi? Değil ama daha kolay.

Bu kadarı bile yoruyor insanı. Uyumadan önce şöyle bir bakıyorum eksik gedik var mı? Sorunları, hataları, yanlışları kalp kırıklıklarını bende izi olan her şeyi görebiliyorum. Ne kadar derine saklasam da hissedebiliyorum.

Bu kadarı da fena değil diye yorganın altına girip iyiyle kötünün birbirine karışmasını bekliyorum. En son ne zaman keyifle uyuduğumu hatırlamıyorum, bunu düşünürken kapatıyorum gözlerimi. Bunları düşünürken hayallere dalmak için ayırdığım zamanı harcadığımı hatırlayıp keyifsizliğe sarılıp uyuyorum.

Keyifsiz uyumanın verdiği yorgunlukla kalkıyorum. Halının altına süpürdüğüm kırıklıklar ayağıma batıyor. Açılan çizikten aşağı akan kan durmuyor, yara bir türlü kapanmıyor.

Metabolizma artık yavaş çalıştığından ayağımdaki yaralar da kalbimdeki kırıklar gibi hızla iyileşmiyor. Günaydın, bundan önceki hatalarımın bundan sonraki doğrularıma yön verdiği bir hayata sahip olduğumu fark ediyorum.

26 Ekim 2012 Cuma

Enke'nin de katili Selçuk Sahin



Selçuk Şahin'in ilk 11'de oynadığı her karşılaşmanın ertesini birileri bir şekilde İstanbulspor maçının sonuna çevirmeyi başarıyor. Artık konu 'Selçuk iyi futbolcu mu değil mi?' tartışmasını çoktan geçti. Hangimiz daha iyi vuracak yarışmasına evrildi, twitter da bunun en büyük sahnesi.

Mesela bu yarışmanın klasikleri var. 'Selçuk Şahin'i izliyorum gözlerim kapalı' tweeti örneğin. RT garanti fav ekstrası, hürriyet.com.tr bunu haberine taşımış adamın nicki ile bu da bonusu. Bunun aynısının öznesi Sabri olanını da okumuştum bu da gereksiz bilgi olsun.

İşler bazen öyle boyutlara geliyor ki neredeyse Enke'nin intiharını Selçuk'un pas hatasına bağlayacaklarından korkuyorum. O pas hatasını yapmasaydı, Enke Fenerbahçe'de kalırdı, burada boğaza karşı yaşar depresyona girmezdi.

Onlar İstanbulspor maçını ben Kayserispor'a Saracoğlu'nda 4-1 kaybettiğimiz maçı unutamam. Fenerbahçe taraftarı rakip takımın paslarına oley çekiyor. Selçuk Şahin duruma isyan edip bir anda prese başladı ve topu kazandı. Faulle karışık sert müdahalesine hakem düdük çalmadığında tribünlerin de sesi kesildi.

Sıra Selçuk'a geldi, dönüp tribünü alkışladı ve oyununa devam etti. Maç sonuna kadar doğruları, yanlışları, pas hataları da oldu ama kimse son düdük ve sonrasında Selçuk'u ıslıklayamadı. O gün o tribünde Kayserispor paslarına oley çeken adam bugün tweet atıyor. Zaten futbol artık 2 kale, 22 futbolcu, 6 hakem ve tweetlerle oynanıyor.

Dokuz yıldır bu takım ne zaman ona ihtiyaç duysa sahada olan ve dik duran bir adamı yığınların anlamasını beklemiyorum. Onlar futbolu başka ben başka seviyorum, onlar başka şeyin peşinde ben başka.

Bazen kafam karışıyor... Bu futbol, top Selçuk'a geldiği zaman mı sadece futbol? Yoksa sadece Kuyt'ın ayağında olduğu zaman mı futbol sadece futbol değil? Bırakın artık şu İstanbulspor maçını da bana iki defa fıtık ameliyatı sonrasında nasıl futbola tutunduğunu anlatın Selçuk Şahin'in.

19 Ekim 2012 Cuma

Fenerbahçe üçlü savunma oynasın



Fenerbahçe'nin Bursa deplasmanından oynamayacak adamları Raul Meireles, Gökhan Gönül, Yobo, Mehmet Topal, Mehmet Topuz ve Orhan Şam. Alex'in ayrılışının ardından sahada olduğumuz 180 dakikada net bir 4-3-3 ile oynadık. Maçların kırılma anlarında şansımızın da yanımızda olması ile bu sistemden epey verim aldık.

Bu hafta ise bu kadar eksik varken başka bir şey denenebilir. Aslında ben bunu epeydir kafamda kuruyorum da takımı yönetmediğimden kafamda kalıyor bu diziliş. 3-4-3 benim sevdiğim ve birçok nedenden dolayı da Fenerbahçe'ye yakıştırdığım bir sistem.

Bu diziliş bu akşam solda Caner-Stoch sağda da Krasic-Kuyt ikilisini daha önde kullanabiliriz. Savunmanın önünde çokça da arasında dolaşan bir Selçuk gerçeğinin de verimi artabilir.

Artıları gibi birçok da eksisi var farkındayım bu sistemin. Tabii ki FM oynamıyoruz, adamları pozisyonlarına yazıp oklarını çektiğimizde sorunlar çözülmüyor. Üçlü savunma epey bir emek istiyor, deneme gerekiyor ve bunun yanında orta saha ve savunma oyuncularının pozisyon bilgilerinin yüksek olması gerekiyor.

Benden başka birilerinin de aklından geçmiş midir, yoksa sadece bana mı mantıklı geliyor? Şu noktada en büyük merakım bu. Belki Aykut Kocaman'ın da aklının ucundan geçmiştir.

Yine kimi kelepçeledin Kazım?



Futbolcu yetiştiremiyoruz, kendimizi geliştiremiyoruz, Akhisar'a iki gol atan kendini kral sanıyor (Stancu Akhisar'a iki gol atarsa büyük goygoy var) ama dışarıya çıkınca öyle olmuyor. Avrupa'ya çıktığımızda halimiz belli. Bunlar favori açıklamalarım hafta boyunca not aldığım.

Ben bu tartışmaların arasına bir adamı daha eklemek istiyorum. Birisi adını söyledi de ben kaçırdıysam kusura bakmasın. Colin Kazım Richards neden artık Türk Milli Takımı'nın kadrosunda yer almıyor? Baktım bir sakatlığı varmış atlatmış adam son iki maçta da sahada yerini almış. Ne oldu neden vazgeçti göreve yeni gelenler bu adamdan?

Haberimiz olmadan birilerini mi kelepçeledi Kazım Kazım? Bir şey var bu adamda çözemediğim, hep buna kesiliyor fatura. Şimdilik burada kalsın diye yazdım daha fazla araştırmak gerek belki de kendisi ile konuşuruz belli mi olur.


Yaz bitti

Benim için kış geldi artık. Annemle babamın yazlıktan dönüşü ile birlikte evdeki kişi sayısı dört. Ailem dert değil bu zamana kadar hiç de anne ve baba olmadılar daha fazlasını verdiler bana, dost oldular. Her kararı benim almama izin verdiler, yanlışlarımdan sonra biz demiştik konuşması dinletmediler. Annem kendi doğrularına yönlendirmek için alttan alttan ince dokunuşlar yapmadı dersem yalan söylerim de o kadarı da olsun artık.

Neyse asıl meseleye geri dönelim. Daha gelişlerinin üçüncü günü bitmeden sadece bugün sabah kapının zili dört defa çaldı. Saat daha 13:18 benim gibi onları özleyenler sıraya girmiş olmalı. Bu kapı zili olayı ilerleyen günlerde azalacak da bu sefer telefon çalacak. Şu hayatta en sevmediğim şey belki de ev telefonunun çalması. Sanki hep kötü haber verecekmiş gibi geliyor.

Son zamanlarda kendime çıkardığım yeni sorun da bu, etraf çok kalabalıklaşıyor. Ne zaman girdi bu kadar insan hayatıma. 2 sene önce tanıştığım benden çok uzak bir adamla bugün ortak arkadaş sayım 75 olmuş. Sabah akşam konuştuğum 100'den fazla yeni insan var hayatımda. Benim kim olduğumu da pek bilmeyen insanlar bunlar.

Çevreme eskiden mahalle-okul yön verirdi. Buralardan gördüğümüz kızlara aşık olur, oraladardaki dostlarla yer içer top oynardık. Şimdi twitter aldı var, hepsini geride bıraktı. Çok güzel insanlarla tanıştırdı beni yalan değil de biraz fazla kalabalık olmadık mı?

İnsan kendi sesini dıuyamaz oluyor bazen, bir olay yaşandığında fikrini yazıyorsun. Ardından bombardıman. 140 karakterle derdini anlatmayı da iyiden iyiye öğrendi insanlar. Eskiden bu kadar az kelimeyle bu kadar çok sıkıntı da anlatamazlardı. İyiye mi gidiyor kötüye mi bilemiyorum, sorgulamıyorum da. Şimdilik şikayetçiyim, yalnız kaldığımda desteklerim.

Annem sesleniyor bakkala git hadi kahve al diyor. Anne ben büyüdüm dediğimde ben de yaşlandım diye cevaplıyor. Ben de yaşlandım diye dönüyorum kahveyi hala sen aldığına göre gençsin diye veriyor gazı.

Annemi seviyorum, babamı, ablamı, dostlarımı da seviyorum. Ama bazen odamda kış uykusuna yatmak istiyorum. Bugün de o günlerden biri, işe gitmemle son bulacak olan her zamanki günlerden biri

1 Eylül 2012 Cumartesi

Zor ulan taraftar olmak!



Bazı ayrılıklar kaçınılmazdır, hele ki futbolsa mevzu bahis.

Benim yaşımdaki bir Inter taraftarının görüp görebileceği en güzel yıllara imzasını atanlar ayrılmaya devam ediyorlar takımdan.

Eto'o'nun satılması, Thiago Motta'nın sessizce gitmesi, Stankovic'in vedası ardından Lucio'nun sözleşmesinin feshedilmesi. Sonrasında da beklenen ve dün açıklanan Cesar ve Maicon'un vedaları.

Kulübün geleceği için hayırlı olan ayrılıklar bunlar da taraftar olunca o kadar kolay olmuyor. Şampiyonlar Ligi'nin kazanıldığı yolda Barcelona deplasmanı 10 kişiyiz ve dünyanın en iyi sol beki benim için Eto'o, Cesar'ın Messi'nin şutunu çıkarışı, Maicon'un Chelsea önünde Drogba'nın şutuna kendini siper edişi, Stankovic'in Dinamo'ya attığı beraberlik golü, Materazzi ile Mourinho'nun finalin ardından sarılıp ağlaması...

Geriye kalanlar en başta kaptan Javier Zanetti, Milito, Sneijder, Cambiasso, Samuel, Chivu, Cordoba.Onların da bırakması çok uzak değil. Alışmak alıştırmak lazım kendini

Unutmamak gerekli de yenilere de yer açmalı kalpte, bu da böyle bir aşk işte. Kolay değil, bir takıma sevdalanmak. Her sezonun sonunda bir sevdiğine veda edip tek aşkının yanında kalmak...

Hep tercihlerle, kavgalarla ayakta kalan bir aşk hikayesi taraftar olmak. Zor gerçekten de zor...

Geriye bakmak daha da zor. Kupaları görmesi güzel de arkası hep ayrılıklarla dolu. Recoba, Ronaldo, Ibrahimovic, Batistuta, Zamorano, Vieri, Crespo, Diego Simeone, Seedorf, Adriano, Martins, Djorkaeff, Almeyda, Mihajlovic...


C'è solo l'Inter, per me, solo l'Inter, C'è solo l'Inter, per me
(There is only Inter, for me, only the Inter, There is only Inter, for me)





E' vero, ci sono cose piu' importanti

di calciatori e di cantanti
ma dimmi cosa c'è di meglio
di una continua sofferenza
per arrivare alla vittoria
ma poi non rompermi i coglioni
per me c'è solo l'Inter

A me che sono innamorato
non venite a raccontare
quello che l'Inter deve fare
perchè per noi niente è mai normale
nè sconfitta nè vittoria
che tanto è sempre la stessa storia
un'ora e mezza senza fiato
perchè c'è solo l'Inter

C'è solo l'Inter, per me, solo l'Inter
C'è solo l'Inter, per me

No, non puoi cambiare la bandiera
e la maglia nerazzurra
dei campioni del passato
che poi è la stessa
di quelli del presente
io da loro voglio orgoglio
per la squadra di Milano
perchè c'è solo l'Inter

E mi torna ancora in mente l'avvocato Prisco
lui diceva che la serie A è nel nostro dna
io non rubo il campionato
ed in serie B non son mai stato

C'è solo l'Inter, per me, solo l'Inter
C'è solo l'Inter, per me, per me
C'è solo l'Inter, c'è solo l'Inter,
c'è solo l'Inter, per me